Loading...

CEO ve Lider Networking Röportajları - Canan Özsoy - General Electric (GE) Türkiye CEO’su

Beynimiz var. Midemiz var. Kalbimiz var. Akciğerlerimiz var. Ama tek başına organlarımız bir hiçtir! Önemli olan bir sistem içerisinde çalışmaktır. Senin tek başına çok iyi olman başarıyı getirmiyor. Birlikte çalışmak, birlikte çalışılabilir olmak önemlidir. - Canan Özsoy



General Electric (GE) Türkiye CEO’su Canan Özsoy, başarılarını yakından takip ettiğim bir kadın liderdi. Kendisiyle GE Türkiye 3. Women’s Network Zirvesi’nde gerçekleştirdiğim bir networking sunumu sonrasında tanışmış ve röportaj sözünü almıştım. İple çektiğim o gün sonunda gelmişti:

Ertuğrul Belen: İş dünyasında ve kurum içinde networking kavramını değerlendirirsek; bu konu özellikle kadınlar için sizce neden önemli?

Canan Özsoy: İş dünyasında iyi ilişkilerden oluşan bir ağ kurmak ve bu ağı yönetmek herkes için çok önemlidir. Ancak, kadınlar için bu konu gerçekten de daha önemli. Birçok sektördeki çalışan kadın sayısı halen çok düşük. 2019 yılındayız ve hala bir kadının lider pozisyonunda olması enteresan bir örnek olarak gösterilebiliyor. Hatta, sadece bu pozisyonlara gelebilmiş olmalarından ötürü konuşmacı olarak davet alabiliyorlar.

Kurum içinde networking ve GE’nin Kadın Çalışan Ağı’na (GE Women’s Network) gelirsek; aslında ilk başta GE Kadın Çalışan Ağı'nın varlığını sorgulamıştım. "Kadın ve erkek eşitliğinden bahsediyoruz. Peki o zaman neden GE’nin Kadın Çalışan Ağı var? Üstüne basa basa kadın çalışan ağı programını yapınca ayrımcılık yaratmıyor muyuz?" diye düşündüm.

Sonra rakamlara baktım. Dünyada yüzde 50 kadın, yüzde 50 erkek eşit olarak işe alım yapılıyorken, ilerleyen yıllarda tepe pozisyonlardaki kadın oranları yüzde 10’a kadar düşüyordu.

Yüzde 50-50 başlayan bu eşitlik, neden zamanla yüzde 10’lara iniyordu?

İş dünyasında ortalarda bir yerlerde maalesef kadınlar havlu atıyordu ya da atmak zorunda kalıyordu. Kadınların havlu atmalarının sebeplerini öğrendik ve havlu atacak olanları destekleyebilmek için GE’s Women’s Network'ün (Kadın Çalışan Ağı) ne kadar önemli olduğunu anladık.

Ertuğrul Belen: Uluslararası bir araştırmaya göre kadınlar erkeklere göre daha etkili network kuruyorlar. Çünkü kadınlar birbirlerine destek olma yaklaşımını, başta anneleri ve diğer hemcinslerinden genç yaşta öğreniyorlar. İlerleyen yıllarda ve iş hayatında bu değerli alışkanlığı devam ettirme eğilimleri oluyor. Aynı araştırmaya göre erkeklerde durum daha farklı. Onlar, çok hızlı bir şekilde futboldan konuşup kaynaşabiliyorlar. Hatta Türkiye'de birbirlerine "Abicim" diye hitap ederek yakınlaşabiliyorlar. Ancak erkeklerin sohbetinde fayda sağlama unsuru genellikle eksik kaldığı için, kadınlara göre daha yüzeysel kalıyorlar. Bu tespitlere katılıyor musunuz?

Canan Özsoy: İş dünyasında erkeklerin kendi aralarında rekabeti daha çokken, kadınların ise iş birlikleri var. Gözlemlerim ve okuduklarım sonucunda bir çıkarımım var. İyi bir pozisyona gelen kadın, eğer o mevkide kadın olarak azınlıktaysa, iki yoldan birini seçiyor.

Bu yollardan ilki “Erkek gibi olmayı seçenler".

Biz bu tür kadınlara "He/She" diyoruz. Yani Türkçesi "Kadın Adamlar". Erkek gibi giyinip, futbol muhabbeti yapıp, maça gidiyorlar. Tabii ki bunları yapmayı gerçekten seven kadınlar da vardır. Ancak iş dünyasındaki He/She’leri rahatlıkla anlayabiliyorsunuz. O kişiler, azınlıktan ayrılıp çoğunluğun bir parçası olmaya yönelebiliyorlar. Elbette bu durum, kadınlar arasında hayal kırıklığına yol açabiliyor ve zaman zaman iyi bir rol model de olamıyorlar.

İkinci yol ise “Kendi gibi olmayı seçen otantik kadınlar”.

Ben bu kadınlardan biri olduğumu düşünüyorum. Hep iyi bir çalışan oldum. Çok başarılıydım. Okuduğum okullarda da hep "star" oldum. Ancak bu "star"lıkla ne yapacağımı bilmiyordum. Aslında insanlar ham taş gibiler. İçinizde bir pırlanta veya bir safir olabilir ama eline ilk aldığın an, işlenmemiş ham bir taşsın. İçindekini çıkarmak önemli. Bu yüzden de kadınların teşvik edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Ben de kariyerimde belirli bir noktaya teşvikle geldim.  

Ertuğrul Belen: Bu süreçteki en önemli networking öğretiniz neydi?

Canan Özsoy: Bu soruyu kariyer geçmişimi anlatarak cevaplayabilirim. Çalışma hayatıma "Junior Product Manager" olarak başladım ve adım adım "Senior Product Manager" ve sonra "Group Product Manager" olarak devam ettim. Basamakları tek tek geçtim fakat Group Product Manager’da takıldım. Pazarlama Müdürü olmak istiyordum. En sonunda pozisyon   boşaldı. O dönemde kendimi tek aday olarak görüyordum. Haftalar, aylar geçti ama gidip soramıyordum. Böyle yetiştirilmişiz; sizin için dağları deviririm ama kendim için bir şey istemekten veya sorgulamaktan imtina ederim.

O dönem arkadaş sohbetlerinde de bu pozisyon için beni düşünmedikleri için söyleniyordum. “Hem o işleri ben yapıyorum hem de bana bu pozisyonu vermiyorlar” diyordum. Hiç unutmuyorum, bir perşembe günü, saat 15:00 sularında masamda çalışıyordum. Tak diye kapı açıldı. Satış Pazarlama Direktörüm geldi. “Pazarlama Müdürü olmak istiyormuşsun. Kulağıma öyle geldi” dedi. “Bugün, o gün!” dedim içimden, “Tabii istiyorum!” dedim.

“Öyle mi? Peki senin o pozisyona uygun olduğundan nasıl bu kadar eminsin?” diye sordu. Ben de pazarlama alanında çok iyi olduğumu söyledim. Cevabım yeterli gelmedi. “En iyi lisanı ben konuşuyorum, en iyi projeleri de ben yapıyorum” dedim.  

Sonra bana döndü ve hiç beklemediğim bir şey söyledi.  “Bunları iyi yaptığın için seni Pazarlama Müdürü yapmamız gerektiğini söylüyorsun. Bunu senin söylemen değil, çevrendekilerin söylemesi gerekiyor. Kendini kabul ettirebildiğin, kendi işinin dışında başkalarının işine de bir fayda üretebildiğin, rekabet etmekten vazgeçip, iş birliği yapmaya başladığın zaman, insanlar bana gelip “Canan’ı neden Pazarlama Müdürü yapmıyorsun?” diyecekler. İşte! O gün sen Pazarlama Müdürü olacaksın.” dedi.

Bu konuşmanın ardından yöneticimin gözünden kendime baktım. Söyledikleri aslında doğruydu. Ve o gün, gözlerimden sadece kendime baktığım son gün oldu. Ondan sonra hep kendimi kocamın gözünden, oğlumun gözünden, annemin gözünden, ekiplerimin gözünden, müşterilerimin gözünden değerlendirmeye başladım. Nasıl algılandığımın çok daha önemli olduğunu gördüm.

Sonrasında sadece işime odaklandım ve üç ay sonra da Pazarlama Müdürü oldum. Daha sonra Satış Müdürü ve Satış Pazarlama Direktörü oldum. Türkiye’de Genel Müdür olamadığım için yurtdışına gittim. Ondan sonra da bambaşka bir hikâye başladı.

O gün yöneticim bana o sözleri o kadar güzel söylemeseydi ve ben onu o an anlamasaydım, ben bugünkü ben olmayacaktım.

Ertuğrul Belen: Sizinle ilgili güzel bir yorum okudum. Zamanında sizinle çalışmış birisi NLP’ye verdiğiniz önem sayesinde zor insanlarla mücadelede çok iyi olduğunuzdan bahsetmiş. Bu tür davranış modellerinde nasıl uzmanlaştınız?

Canan Özsoy: Bunun için çok güzel bir örnek var. Bedenimiz! Beynimiz var. Midemiz var. Kalbimiz var. Akciğerlerimiz var. Ama tek başına organlarımız bir hiçtir! Önemli olan bir sistem içerisinde çalışmaktır. Senin tek başına çok iyi olman başarıyı getirmiyor. Birlikte çalışmak, birlikte çalışılabilir olmak önemlidir.

İşte o dönemde ben başarılı olmak üzerindeki vurgumu, ekip olma vurgusu ile değiştirebildim. Ondan sonra da etrafımdaki insanların farkına vardım.

Ertuğrul Belen: Hız, dünyadaki en önemli konulardan bir tanesi oldu. Şimdi her şey çok daha hızlı ve yoğun. Networking bile! 30 yıl önce en fazla 150-200 kişilik bir network ile hayatımızı sürdürebiliyorduk. Şimdiyse, etkinlikler, projeler, eğitimler, çevik takımlar ve diğer organizasyonlarla 1000’in üzerinde insanla birlikteyiz. Bu kadar çok görüşme nasıl yönetilebilir? Sizin kurum içinde ve dışındaki yaklaşımınız nedir? Böylesine büyük bir networkü nasıl yönettiğinizi çok merak ediyorum.

Canan Özsoy: Networkü önce inşa etmek, sonra da yönetmek gerekiyor. İlaç sektöründe 14 sene çalıştığım için bu sektörde tanınan biri oldum. Networküm zaman içinde kendiliğinden oluştu. Fakat daha sonra Paris’e gittim ve her şey sıfırlandı. Paris’te kimseyi tanımadığım gibi şirketin içinde dahi kimseyi tanımıyordum. Orada resmen sıfırdan başlamam gerekti.

Şanslıyım ki bu konuda çok güzel kitaplar okumuştum ve her okuduğum kitaptan en az bir şeyi hayata geçirmek gibi bir ilkem olduğu için edindiğim iyi alışkanlıklarım vardı. Önce şirket içinde sistematik olarak herkesle tanışmayı kendime ilke edindim. İlk önce bulunduğum binayı tanıdım.

Sonra dedim ki “Ben burada yeniyim. Kiminle tanışılır?”, bana bir liste verdiler. Baktım Fransa’daki en geçerli networking yöntemi, öğlen yemeği yemek... Fransızlar öğle yemeklerine çok önem veriyorlar. Ben de bu öğlen yemek saatlerini değerlendirdim. Herkesi tek tek yemeğe davet ettim. Orta kademeli çalışanlara da, üst düzey müdürlere de kendimi anlattım.

Şirketteki networkümü kurduktan sonra müşterilerimi tanımam gerektiğini düşündüm. Benim şirket içindeki rolüm küresel bir roldü.

Mesela Çin ile Latin Amerika’daki müşteriler birbirinden çok farklıdır. Latin Amerika’da nasıl sattığınızla Çin’de nasıl sattığınız tamamen iki farklı süreçtir. Bu yüzden birlikte çalışacağınız ülkeleri tanımanız gerekir. Çin ile ilgili kararları siz veriyorsunuz ama hiç Çin’e gitmemişsiniz. Böyle bir şey benim için kabul edilemezdi. Bu yüzden ben de kendi sorumluluğumdaki tüm ülkeler ile bağlantı kurdum. Telekonferans ve video konferanslar aracılığıyla müşterilerim ile tanıştım. Kendime bir plan hazırladım ve altı ay içerisinde hepsini ziyaret ettim. Gidip müşterilerimizle yüz yüze konuşmam ve bir kahvelerini, çaylarını içmem, şirkete yüzde 18’lik ivedi büyüme kazandırdı.

Ertuğrul Belen: Yurtdışına gidecek olanların yepyeni bir ülkede nereden başlayacaklarını bilemedikleri için bazen gitmekten korktuklarını gözlemliyorum. Hiç tanımadığınız bir ülkeye gidip, adım adım yaptıklarınızı paylaşmanız çok değerli oldu. Teşekkür ederim.

Canan Özsoy içtenlikle gülümsüyor.

Canan Özsoy: Aslında korkmakta haklılarmış. Ben hiç korkmadan gittim, zorlandım ama sonunda oldu.

Ertuğrul Belen: Az önce paylaştığınız örnekten yola çıkarak, Latin Amerika ve Çin’deki müşteri ve paydaşlarınızla daha güçlü bir network oluşturmanızın etkisi ne oldu?

Canan Özsoy: Biz küresel çalıştığımız için öncelikle takımımı 72 farklı milliyetten kişi ile kurdum. Dünya genelinde çok sattığımız bir ürün vardı. Latin Amerika’da satılmıyordu. Ekibime neden satılmadığını bulacağımızı söyledim. “Siz ikiniz eczaneye, siz ikiniz depoya, ben şuraya, o hastaneye” diye görev dağılımı yaptım. Üç gün boyunca sahada araştırma yaptık. Üçüncü günün sonunda onlara güzel bir yemek organize ettim ve yemeğin ortasında sorunu bulduk.

Ertuğrul Belen: Peki iş birliği konusunda Türkiye sizce nasıl? İhracatın ve iş birliklerinin başarı için çok kritik olduğu bu dönemde, networking'de iyi miyiz?

Canan Özsoy: Türkiye farklı bir ülke. Küresel iş yapma anlamında en iyi örnekleri Türkiye’de gördüm. En iyi, en esnek, en adaptasyon gücü yüksek modelleri yaratan Türk örnekleri biliyorum. Ama aynı zamanda en kötü örnekleri de Türkiye’de gördüm. Bir de bunların ortası var. Ama Türkiye’de ortası vasat. Olmaması gerektiği kadar vasat. Bu, tabii ki benim sosyolojik bir gözlemim. Batılı ülkeler satranç oynuyor. Türkiye’de biz hala anlık hareket ediyoruz. Yani zar atıyoruz, ne gelirse onu oynuyoruz. Genel karakterimiz böyle. Bunun bize faydaları da var. Ancak bu faydaları yönetmediğimizde zararları daha fazla oluyor.

Mesela, çok büyük Türk firmaları Avrupa ile çalışmak istediğinde daha önce hiç yapmadığı şeyler için “Yaparız” diyor ve global tedarik zincirine hemen adapte oluyorlar. Ancak bu iş Lego gibi. Küçük küçük Lego parçalarıyla Lego Land yapılır. Büyüme adım adım olmadığında, daha bir tane yapmadan 1000 taneye "Yaparız!" denilen siparişin 500’ü çatlak gelebiliyor. Maalesef planlama konusunda bir sıkıntımız var. Bunun sırrı, her şeyin sırrı olduğu gibi eğitimden geçiyor. Hem okuldaki hem de ailedeki eğitimin iyi olması gerekiyor.

Dünya bambaşka bir yere gidiyor. Bugün dünyaya entegre olmak ve elimizdeki fırsatları kullanmak için gidecek çok yolumuz var. Yapay zeka, Blockchain, bilişim dünyası, konuşan makineler, endüstriyel internetin konuşulduğu dijital çağdayız. Dünya çok büyük bir hızla değişiyor. Korkum, değişime şu an adapte olamazsak, ileride bunun daha da zor olacağıdır.

Ertuğrul Belen: Networkünüzü etkili yönetmek için ne gibi teknikler kullanıyorsunuz?

Canan Özsoy: Ben hafızası çok iyi bir insandım. Ama hafızanın da bir kapasitesi varmış. Hafızamın dolduğunu hissediyorum. Bana yeni bir hard disk lazım.

Gülüyoruz.

Eskiden bir gördüğümü bir daha unutmuyordum. Şimdi ise o kadar çok insanla tanışıyorum ki! Birini bir kere gördüysem, onu hatırlama şansım eskiye göre çok daha düşük oluyor. İki üç kere gördüysem veya bugün sizinle olduğu gibi bir anı paylaştıysak asla unutmuyorum. Ancak araya üç ya da dört sene girerse, hatırlamam için mutlaka bir ipucu gerekiyor. Karşımdaki ipucu verecek ki, hard disk taramaya başlasın. Bu yüzden, kimseyi zor durumda bırakmamak adına, kendimi her seferinde tanıtırım.

Cep telefonumda henüz networking odaklı bir uygulama kullanmıyorum ama kişileri kayıt ederken not alıyorum.  

Bunun dışında her yılın başında veya sonunda bir liste yapıyorum: İlişkilerimi "geliştirmem gerekenler" ve "tanışmam gerekenler". Bu listeyi hem şirket, hem de kendim için ayrı ayrı hazırlıyorum. Kimlerle öğle yemeği, kimlerle sabah kahvaltıları yapacağımı belirliyorum.

Bir de "bana iyi gelenler" var. Benim de beslenmeye, öğrenmeye, birileriyle beraber olup enerji almaya ihtiyacım var. “Oldies but goodies” dediklerim var. Üniversite ve lise arkadaşlarım gibi çok sevdiğim kişiler ile görüşmeyi atlamamak için kendime hatırlatmalar yapıyorum.

Zamanımız azaldıkça sevdiklerimize ayırdığımız zaman da azalıyor. Yazmazsam unutuyorum. O yüzden bu notlar, benim için büyük önem taşıyor.