CEO ve Lider Networking Röportajları - Melek Pulatkonak - TurkishWIN BinYaprak Kadın Lider

10 farklı şehirde 1000 üzerinde TurkishWIN üyesi kadın ve dijitalde hızla yayılan BinYaprak projesiyle milyonlarca kadını iş dünyasında güçlendirmeyi hedefleyen Melek Pulatkonak’a heyecanla ilk sorumu yöneltiyorum:
CEO ve Lider Networking Röportajları - Melek Pulatkonak - TurkishWIN BinYaprak Kadın Lider.

Ertuğrul Belen: “TurkishWIN ve şimdi BinYaprak ile resmen sayısız kadının hayatını iyileştiriyorsunuz. Seni bu yolda tutan en önemli hayalin nedir?”

Melek Pulatkonak: “2020’yi hayal ediyorum. Bir köyde bile BinYaprak eşarbını ağaca asıp, yeşil dallarının altında kadınların birbiriyle iş konuşabildiği ve karşılıklı paylaşımda olabildiği bir an hayal ediyorum. Yeniden imece usulü birbirimizin hayatına dokunabildiğimiz, ürettikçe mutlu olduğumuz bir Türkiye...” 

Ertuğrul Belen: “Kadınları iş hayatında harekete geçirmek ve uluslararası bir network oluşturmak vizyonun ne zaman oluştu? Girişimci yanın hep var mıydı?”

Melek Pulatkonak: “İş dünyasında olup, para kazanmak istediğimi biliyordum. Ancak girişimci olacağımı hiç düşünmemiştim. Üniversiteden mezun olduktan sonra New York Borsası’nda çalıştım. Sonra da İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nda danışmanlık yaptım. Girişimciliği Columbia Business School’da keşfettim. Ancak mezun olduktan sonra ne yapacağımı bilmiyordum. Kafamda her Türk gibi Türkiye’yle iş yapmak vardı. Birkaç duygusal girişimden sonra hayatımı değiştiren güçlü bir soru sordum: Bir iş fikri nasıl ölçeklenebilir? 

O dönem, Google’a rakip çıkan Hakia teknoloji şirketinin kurucu ortaklarından biri oldum. 25 milyon dolar yatırım sonrasında başarılı olamadık. Ancak benim teknoloji girişimciliği serüvenim başlamış oldu. Bu yolculuk beni 2011’de Microsoft Genel Müdür Yardımcısı olarak Türkiye’ye taşıdı." 

Ertuğrul Belen: “TurkishWIN ve BinYaprak öncesi önemli bir iş deneyimin olduğunu anlıyorum. Peki, network oluşturma ve yönetme vizyonunu nasıl kazandın?”

Melek Pulatkonak: “Profesyonel hayatımın yanı sıra her zaman gönüllü hayatım da vardı. 

Üniversite kulüplerinde aktiftim. London School of Economics (LSE)’den mezun olurken Turkish Society’nin başkanıydım. Avrupa Birliği üzerine önemli bir konferans düzenlemiştik. Amerika’da Turkish American Business Forum yönetim kurulu üyesiydim. Kadınların iş ağlarının güçlenmesinden ABD’deki Türk vatandaşlarının oy kullanmasına kadar farklı projelerde gönüllü oldum.

Amerika’daki Türk derneklerinin bile politik olduğunu gördüğümde, Columbia Üniversitesi’nin MBA (İşletme Yönetimi Yüksek Lisansı) mezunlar derneği için gönüllü çalışmaya karar verdim. O da kesmedi, 2009 ve 2011 yılları arasında New York’taki ilk TEDx’leri organize eden grubun içinde yer aldım. Nasdaq’ı da ikna edip, çok etkili çalışmalar yaptık.”

Ertuğrul Belen: “Wall Street, Nasdaq, TEDx, Columbia, Hakia, Microsoft… Bunlar işbirliğinde bulunmak ve insanın ekip üyesi olması için önemli “marka” kuruluşlar. Kariyerinin henüz başında bu referansları kazanmayı nasıl başardın?”

Melek Pulatkonak: “Aynı değerlere sahip olmanın çok önemli olduğunu fark ettim. Elbette aynı yerden mezun olmanın da benzer değerlerde buluşmak olabileceğini anlıyorum. Ancak benim için Türk olmak ve aynı okuldan mezun olmanın yanı sıra, çevremdeki insanlarla ortak değerlerde buluşmak ayrı bir anlam taşıyor. Çünkü gördüm ki, birbirinden öğrenmek isteyen egosuz insanları bir araya getirdiğinizde başarı da kendiliğinden gelir. Bu vizyonla, TurkishWIN kuruldu. Biz, tam da böyle bir aile yapısı içindeyiz. 

Birbirimizden sürekli öğrendiğimiz alanlar yaratarak, etkinliklerle networkümüzü canlı tutuyoruz. Bir öğrenci TurkishWIN’e girdikten sonra aidiyeti hayatı boyunca devam eder. Şehir değiştirdiğinde de ailemize üyeliği devam eder. Bizim için etiketler değil, değerler önemlidir.” 

Ertuğrul Belen: “TurkishWIN ve BinYaprak networking değer vizyonları nedir?”

Melek Pulatkonak: “TurkishWIN bugün 1000 üzerinde üyeyle 10 farklı şehirde faaliyetlerine devam ediyor. Bu şehirlerin üçü Türkiye, geri kalanları Avrupa ve ABD’de. Dünya vatandaşı olan ve olmaya aday kadınların birbirlerine ilham ve fırsatlar sağladığı bir networküz. Hedefimiz 10 bin kadınla 20 şehire ulaşmak. Her yeni şehirde, yerelde elde edilmiş başarılara odaklanıyoruz. Mentorluk programımız, etkinliklerimiz, dijital iletişim ağlarımız ve başta CampusWIN olmak üzere kurduğumuz farklı networklerle fark yaratmaya ve kadının iş hayatında eşit ve mutlu katılımı için çalışmaya devam ediyoruz. 

Aslı Caner ile hayata geçirdiğimiz BinYaprak’daysa dijitalden 81 ile ulaşmayı ve coğrafi sınırları kaldırmayı hedefliyoruz. TurkishWIN girişimi olan BinYaprak’ın uzun dönemde dijital bir networkü fiziksel etkinliklerle buluşturmaya odaklanan hibrid bir yapısı var. BinYaprak, iş hayatına atılmaya hazırlanan farklı bölgelerdeki üniversiteli kadınlarla, çalışan kadınları buluşturuyor. Bu süreç ilham, tecrübe ve iş fırsatlarının paylaşıldığı dijital bir kız kardeşlik ağıyla destekleniyor. 2020 yılına kadar 12 milyon kadın ve bu konuya önem veren şirketler ve erkeklere ulaşmayı hedefliyoruz. 

TurkishWIN’in dili İngilizce ve sadece kadınları kapsıyor. Çünkü, TurkishWIN’de yurtdışında yaşayan, çalışan ve hatta Türkçe konuşamayan ikinci kuşağı kapsamaya özen gösteriyoruz. Her üniversiteden sadece iki kadın elçi alabiliyoruz. CampusWIN katılımı 100 genç kadınla limitli oluyor. 

Bazen, dilden ötürü sadece Türkçe konuşan başarılı iş kadınları da gündem dışı kalabiliyordu. Bu sebeple BinYaprak’ı ayrı, dijitalde güçlü, Türkçe konuşan ve hatta erkekleri de kapsayan bir network olarak kurduk. 

İlham hikayelerinden karar verirken, destek alırken, babamızın, eşimizin, erkek kardeşimizin desteği olduğunu fark ediyoruz. Erkeklerin el verdiği, kadınların cesaretlendiği ve aile hayatını yönetirken destek aldığı bir dünyada başaramayacağımız hiçbir şey yok. 

Dijitalin yayılım gücünü hissediyoruz. Mesela Ayşe Şule Bilgiç’in TurkishWIN’de paylaştığı hikayesi birçok kadına ilham oldu. Ondan esinlenenler, aile ve çevrelerini hayalleriyle nasıl ikna etmeyi başladıklarını ve hayatlarını nasıl değiştirdiklerini anlatıyorlardı. Bu kelebek etkisini fizikselle bir araya getirerek daha görünür yapmak istiyoruz.

Özetle, uçak nasıl tek motorla uçamazsa ekonomimizde sadece erkek katılımıyla güçlü olamaz.”

Ertuğrul Belen: “Hayata geçirdiğiniz projelerde yüzlerce gönüllünün emeğini fark ediyorum. Türkiye’deki gönüllü ekosistemini nasıl buluyorsun?”

Melek Pulatkonak: “Türkiye’ye döndüğüm dönemde gönüllü çalışma ortamının ne kadar az olduğunu görmek beni şaşırtmıştı. 

Aslında gönüllülük için insanın iç sesini dinlemesi yeterlidir. 

Mesela, 1999 depreminde Amerika’da borsada çalışıyordum. Deprem sonrası ihtiyaçları takip ediyordum. Masamdan Yahoo rehberinden uluslararası şirketleri arayıp yardım için sponsorluk istiyordum. Bu süreçte, 100 bin maske ve 10 bin ceset torbası desteği almayı başarmıştım.

Türkiye de gönüllülük ekosistemi genç olsa da hızla gelişiyor. Bu konu da gençlere çok güveniyorum.”

Ertuğrul Belen: “Olaya yakın birçok kişi sadece televizyondan haberi seyrederken, sen nasıl okyanus ötesinden bunu yapabildin?”

Melek Pulatkonak: “Öyle bir dönemdeyiz ki, bilgi çok farklı yerlerde… İnsanlar aslında yardım etmek istiyorlar ama “nasılını” bilmiyorlar. Oysa diğer tarafta ihtiyaç halinde binlerce insan var. Özetle, bu iki noktayı birleştirebiliyorsam neden yapmayayım ki? 2-3 saatimi alıyor ve bunu yaptığım için hiçbir şey kaybetmiyorum. Belki de adalet duygum bu hassasiyetimi destekliyor.”

Ertuğrul Belen: “İletişim olmadan Networking olamaz dedik. İkili ilişkilerde yani iletişimde hep mi çok iyiydin?”

Melek Pulatkonak: “Hayır, hatta üniversitenin ilk iki yılında zaman geçirmekten keyif aldığım yalnızca iki arkadaşım olmuştu. Ben çok inek bir öğrenciydim. Okul dışında bir dünyam yoktu. Daha sonra o iki kişiden biri  “Sen neden sürekli benim tanıştırdığım kişiyle görüşüyorsun? O benim arkadaşım!” diye beni azarlayınca şok olmuştum. İyi de oldu, çünkü haklıydı! 

O an, başka hiçbir tanıdığım olmadığını fark edip, üniversitede “Social Secretary” olarak bilinen öğrenci ilişkileri sorumlusu oldum. Bu değişim kararım geceden gündüze geçmek gibi radikaldi. Önce görev aşkıyla sonra da  çok içten sosyalleşmeye başlayınca, sosyal yetkinliklerim her sene gelişmeye başladı. 

İletişim kendimi geliştirmek istediğim bir alandı. Hayatımdaki en büyük konfor alanından çıkmıştım. Geri dönüp bakınca, “Benim arkadaşımı benden alma!” yorumunun beni çok etkilediğini fark ediyorum. 

Yurt dışında yaşayıp benim gibi sık şehir değiştirince networking hayatınızın olmazsa olmazlarından olmaya da başlıyor. Her yeni şehirde yeniden bir çevre kurmak gerekiyor. 

Sosyalleştikçe çok özel insanlarla tanışabileceğimi fark ettim. Bakış açım değişmeye başladı. İçi bomboş organizasyonları da görme fırsatım oldu. 

Türkiye’ye döndüğümde kimseyi tanımıyordum. TurkishWIN’le her şey yeniden başladı.”

Ertuğrul Belen: “Tüm bu deneyimle, Melek Pulatkonak için Networking ne demek?”

Melek Pulatkonak: “Öğrenmek demek. Networking, benim ve karşımdakinin birlikte öğrendiği bir alışveriştir. Bazen tek taraflı olabilir. Karşıdaki daha çok alabilir. Ben de. Miktarı ölçülmeyen bir alma ve verme alışverişidir. 

Ancak networking yapmış olmak için networking yapmak sadece zaman kaybıdır. Networking, öğrendiğin ve farklı şeyler öğretmeye devam ettiğin bir deneyim olmalıdır. İnsanlardan verebilecekleri kadar şey istemeye dikkat etmek gerekiyor. 

Çevremizle hedef örtüşmesi içinde olmalıyız. Hem onların hem de bizim hedeflerimizin uyum içinde olması gerekiyor.” 

Ertuğrul Belen: “Peki bir üniversite öğrencisi nasıl networking yapabilir?” 

Melek Pulatkonak: “İş hayatını deneyimleyerek, gönüllü olarak ve merak ettiği konuları, konuşmacıları takip ederek yapabilir!

CampusWIN programımızı bu ihtiyaçlar etrafında tasarladık: üniversitelilerin en çok arzuladıkları iş tecrübesi olarak karşımıza çıkıyor. Öğrenciler projelerimizde farklı görevleri isteyerek üstlenmeleri, bu deneyim sürecini destekliyor: konuşmacıların ağırlanması, organizasyon, sosyal medya vb. Deneyim seçmelerine izin veriyoruz. Bu yolculukta mentorları ve koçları oluyor. Sürekli öğrendikleri bir ortam sağlamaya çalışıyoruz. Bu da sürekli networking anlamına geliyor!” 

Ertuğrul Belen: “–İş arıyorum, çevrem yok.– diyen bir kadına ne önerebilirsin?”

Melek Pulatkonak: “Kendini daha iyi tanımasını öneririm. Kişinin kendi güçlü yanını ve motivasyonunu bulması bence en büyük hazinedir. Bunu bulduğunda her şey hızla değişiyor. Çalışmalarımızda da “ne yapacağım?” yerine “Şununla ilgileniyorum. Şunu başarabilmek istiyorum.” yaklaşımına daha hızlı destek olabiliyoruz. Çünkü “ne yapacağım?” sorusu aslında o kişi için seçim yapmanızı istiyor. Bu da doğru değil. İnsanın mutlaka kendi kararlarını alması gerekiyor.

Bu yaygın yaklaşımın kültürümüzden kaynaklandığını düşünüyorum. Farkında olmadan çocukluk sonrası hayatımızın devamında da çevremizdeki insanları ebeveyn yerine koyup, her şeyi sorma, bizim için karar verme ve onay alma arzusunu taşıyor olabiliriz.”

Ertuğrul Belen: “Yola yeni çıkan gençler ve networking vizyonunu güncellemek isteyenlere ne tavsiye verebilirsin?”

Melek Pulatkonak: “Farklı merak konuları olan değişik gruplara katılmalarını öneririm. Girişimcilikle ilgileniyorlarsa Girvak, CaseCampus, Fütüristler gibi networkleri araştırsınlar. Etkinliklerine katılsınlar. Üniversite dışına çıkıp farklı insanlarla çalışmaya başlamaları gerekiyor.

Bugünün lideri olduğunu düşünen ve kampüsünde kadın–erkek eşitliği kültürünü yaygınlaştırmak isteyen tüm genç kadınlarıysa CampusWIN programımıza bekliyoruz. 

Kısaca, bir konuya özel ilgileri varsa, gönüllü çalışıp, kendilerini sınasınlar. Tecrübesiz karar vermek çok zor.

 

Ertuğrul Belen: “Bu süreçte çekingenliklerini nasıl yenebilirler?”

Melek Pulatkonak: “Konunu bul. Çekingenlik kaybolsun. Çünkü “mış” gibi yapmak ve ilgilenmediğin bir konuyla ilgileniyor-muş gibi gözükmek çok zor.” 

Ertuğrul Belen: “Bir ekosistem yani – networklerin networkünü– oluşturmak hakkında ne düşünüyorsun? Senin kadınlar arasında yaptığın gibi daha birçok fayda odaklı ekosistem nasıl oluşur?”

Melek Pulatkonak: “Bir ekosistem kurmak isteyen herkesin bu süreci bir maraton olarak görmesi ve zaman yatırımı yaparak oluşturması gerekiyor. Yaptığınız işlerin takip edilebilir, sebeplerinin anlaşılabilir olması önemlidir. TurkishWIN süreçlerini çok düzenli ve açık bir şekilde paylaşıyor, şeffaf iletişime inanıyoruz. Sosyal medyadan yapılan paylaşımlar, özellikle katılımcıların his ve görüşlerini eklemeleriyle bu konuda büyük bir kolaylık sağlıyor. Katılımcılar, bir parçası olacakları ailemizin değerlerini ve var olma sebebini bilerek aramıza katılıyorlar.

Ekosistemlerde diğer önemli bir konu da paydaş yönetimidir. Paydaş yönetiminde herkesin ne kazanacağı, ne öğreneceği ve ne beklediğini iyi planlamak gerekiyor. Birlikte öğrenip, birlikte büyüdüğümüz paydaşlıkların paylaşımları her zaman daha güzel oluyor. 

Ekosistemler, gündem ve şartlarla değişiyor. Esnek, açık görüşlü ve gönüllü bir dokunun yakalanmasının merkezinde değerlerimiz yatıyor. Özetle, ekosistemin kuruluşundaki temel değerler değişmezler. Ancak bunun dışındaki her şey değişebilir. Bunu yönetebilecek şekilde esnek olmak ve dijitali çok aktif kullanabilmek gerekiyor.

Ekosistem kurarken içerik üretimiyle etkinliklerimizi dengelemek büyük önem taşıyor. Mesajları sürekli vermek gerekiyor. Üstelik, hem etkinlikler, hem de bilgilendirme amaçlı içerikleri takipçileri sıkmadan verebilmek gerekiyor. Bu dengeli yaklaşımın üç sebebi var: 

1) Tek düze iletişimle katılımcılarımızı sıkmamak, 
2) Dijitalin gücünü kullanıp etki alanımızı genişletmek, 
3) Oluşumumuzdan yeni haberdar olan kişilere aramıza katıldıklarında tüm değer iletişimini  verebilmek. 

Bu süreçte biz ilham dolu bir iletişim dili kullanmayı tercih ettik ve TED konferanslarını örnek aldık. Örneklemek gerekirse, farklı grupları bir araya getirdiğimiz etkinliklerimizi düzenli olarak global bir yapıyla –aynı hafta Londra, San Francisco, İstanbul– organize ediyoruz.  Bazen haftada iki ya da üç defa mottomuz olan “o yaparsa ben de yaparım" mesajını veren TurkishWIN Talks’ları farklı kanallardan takipçi ve üyelerimize iletiyoruz. Paylaşımlar, ilham veren sözler ya da bu amaca hizmet edecek bir paydaş etkinliği de olabiliyor.

Peki bu süreçte “sizi en çok yoran nedir?” soracak olursanız, Türkiye DNA’sındaki güven eksikliğinin içimizde de sağlamca yer edinmiş olduğunu görüyoruz. Oysa ki bir ekosistemde güvenin soluduğumuz oksijen gibi bolca olması gerekiyor. Ama biz genelde ne yapıyoruz? “Biri bir şeyi yapıyorsa, altında bir iş vardır!” diye satır araları açıyoruz. Bu da ekosistem kurucularını yavaşlatıyor ve bazen yıldırıyor. 

Biz yılmadan sabırla yolumuza devam ediyoruz. Hayali olan bir liderin elinden zaten başka bir şey gelmiyor. Yola devam! Pollyannacı bir bakışla şu da söylenebilir: Ancak hayali ve inancı büyük, sabırlı liderler ekosistem kurabilirler, bu da yapılan işi özel kılıyor!” 

Ertuğrul Belen: “Bir ekosistemi değiştirebilecek en önemli etken yeni bir kuşak! Ve yakın bir zamanda yeni kuşak sahneye çıkıyor. Projeler sırasında sürekli onlarla çalışıyorsun. Bununla ilgili gözlemlerin nedir?” 

Melek Pulatkonak: “Ben çok umutluyum. 2025’de global istihdamın %76’sını yeni kuşak oluşturacak. Yakında bizim kuşak azınlık kalıp, değişime uyum sağlayamayanlarımız kapı önünde kendimizi bulacağız. Onların mantalitesini kapmak gerekiyor. 

Ne istiyorlar? İş yerinde saygı, bireyselleşmiş ilgi, esnek çalışma koşulları, hizmet ettikleri büyük resme katkılarını görmek istiyorlar. Görünürlük ve hızlı bilgi istiyorlar. Kurum içinde kendilerini geliştiremedikleri uzun süreli rolleri istemiyorlar. Kısaca anlamı olmayan işlerde, mantrası olmayan şirketlerde çalışmak istemiyorlar. 

Esnek çalışma ve yeni kuşağın beslediği başka bir trend ise 2020 yılına kadar ABD’deki iş dünyasının %43’ü serbest çalışanlardan oluşacak olmasıdır. Yani uzmanlıkların konuştuğu, proje bazlı herkesin birbiriyle çalıştığı bir gündem geliyor. Şirketler bu değişime uyum sağlamazlarsa, hem kendi içlerinde hem de sektörlerinde erimeler yaşayacaklar. Bunun için öncelikle iç istihdamı iç yetenek olarak görüp, İK yaklaşımını müşteri anlayışına dönüştürmek gerekiyor. Bu konuda meraklılara Accenture Technology Vision raporlarını iyi bir kaynak olarak önerebilirim. 

Bizim iç görülerimiz hem yurt dışında takip ettiğimiz trendlerden, hem de beş yıldır omuz omuza çalıştığımız üniversite liderlik programımız CampusWIN’den geliyor. 45 üniversiteden 120 lider genç kadının katıldığı CampusWIN etkileşimlerimiz sayesinde trendleri çok net bire birde ve sahada deneyimliyoruz. Bir taraftan üniversitelerde kadın networkleri kuruyor, bir taraftan da gençlerden öğreniyoruz.”

Ertuğrul Belen: “Yakın dönemde holdingler içerisinde –Kadın Networkü– kurulması üzerine önemli çalışmalar gerçekleştiriyorsunuz. Tam da bu noktada özellikle hantal şirketlere TurkishWIN dokunuşu yapacak olsaydın, ne yapardın?”

Melek Pulatkonak: “Kadın networklerini kurma ve büyütmelerini özellikle kadın yeteneklerini tutundurmak isteyen her şirkete öneriyoruz. Bu konuda Borusan Holding, Enerjisa, UPS Türkiye gibi şirketler başta olmak üzere stratejik bir iş ortağı olarak çalışıyoruz. 

Yola çıkanlara tavsiyelerim: 

Şirketteki herkesin çalışma hayatından ne istediklerini, beklentilerini, küçük büyük demeden profillerdim.

Bireysel ilgiyle motivasyonlarının ne olduğunu tek tek anlardım.

Şirket kültürünün manifestosunu tekrar yazardım.

CEO’dan güvenliğe kadar manifestoyu nasıl yaşayacağımızın iletişimini yapardım. 

Değişime uymayanları dönüştürmek için özel bir program oluşturup, direnç devam ediyorsa 2-3 şans daha verdikten sonra değişime kapalı kişileri uğurlamayı değerlendirirdim.

Teknolojik altyapı iyileştirmesini devreye alırdım. Geri bildirim sistemini, kurum için iletişim ve liderlik kültürünün özümsenmesi için önceliklendirirdim. 

Özetle, sistem ve network tasarımı katılımcıları anlamak ve iletişimi oluşturmak için etkilidir. Konunun kalbiyse, onlarla değer ve hedefleri paylaşmaktan geçiyor.

Bu vizyonla, tüm adımları BinYaprak’taki gibi tasarlardım: 

1-    İlham al, 
2-    Hayal et,
3-    Keşfet,
4-    Yola çık.

Ve “O yaparsa, ben de yaparım” mottosunu şirketin içindeki başarı hikayeleri ve işbirliği vakalarına uyarlardım. 

Gençlere daha fazla alan açardım. Çünkü onlar bu motivasyonu aldıklarında bizden çok daha verimli çalışıyorlar. Asıl mesele, yaratıcılığı canlı tutmak! Ekip liderlerinin buna odaklanması ve zaman ayırmasını destekler, ölçülebilir hedefler koyardım.

Heyecan varsa, liderlik varsa yollar hep açıktır!